Design Thinking: Einstein’ın Picasso ile Tanışması

Yaratıcı fikirlerin kaynağı nedir? Girişimcilik doğuştan getirilen bir özellik midir, yoksa bol tekrar ile harika fikirler bulunabilir mi? İnovatif düşünce geliştirmenin kaç yöntemi vardır?

İnternette bir arama yapacak olsanız, yukarıdaki soruların yanıtı olarak yüzbinlerce görüş bulabilirsiniz. İzafiyet teorisinin hipotezlere değil de deneysel keşiflere dayandığını düşündüğümüzde, bu sorulara uygun düşecek bir yöntem aramaktan ziyade, fikir yolcularının deneysel bir tecrübe yaşayabilecekleri ve hesaplamadıkları sonuçlara varabilecekleri tekrar edilebilir bir yolda yürümeleri, günümüz girişimsel yaratıcı düşünce çalışmalarının temelini oluşturmaktadır.

Artık yeterince kez Uber, Facebook, Southwest Airlines örnekleri verildiğine ve bizleri yaratıcı göstermeye yettiğine göre, artık ana konuya geçebiliriz: Müşteriyi dinleyip, müşteri için onlarla birlikte bir yaratım sürecine girmek ve en son yine müşteriye ortaya çıkan ürünü göstermek ve değişiklikleri adapte etmek.

Senin için sensiz çalışamam

Design Thinking’in temelinde yatan felsefe tam da budur: Müşteriyi dinleyip, öncelikli olarak onun ihtiyaçları için yaratıcı ve işe yarar bir çözüm bulmak.

Fakat bu tam olarak nasıl olacak? Olanı korumak ve gelişime direnmek konusunda uzmanlaşmış olan günümüz yöneticileri, nasıl olacak da birden bire yeni ve yaratıcı fikirler bulabilecekler, yaratıcı kişileri yönetebilecekler, firmalarının sürdürülebilirliğine odaklanacaklar? Hızlı Yanıt: ‘boomers ve gen-x’ jenerasyonlarının engel olunamaz yükselişi.

Fikri geliştiremeyenleri ne yapacağız?

İnsan kaynakları politikası olarak tüm personeli değiştiremeyeceğimize göre, mevcut çalışanlarımızı daha yaratıcı düşünmeleri için motive edecek, bir arada çalışarak inovatif ürün ve hizmetler bulabilecekleri bir ortamda, yeni nesil ve müşteriler ile birleştirecek bir metot ihtiyacı doğmuştur. (Liderliğini gerçekten girişimci ve yaratıcı kişilere vermek kaydıyla)

Tim Brown ve Roger Martin gibi öncüler, dizaynı bir sonuç olmaktan, daha yaratıcı fikir ve projeler ile müşteri odaklı, ihtiyaçlara cevap veren, sürdürülebilir, gelir getirici ve büyümeyi destekleyici bir süreç haline getirmişlerdir.

Herkesi sürecin bir parçası haline getirmek

Eğer Picasso matematiği rakam çizdirerek bir öğrencisine öğretebiliyorsa, şirketlerdeki istisnasız herkes de, design thinking gibi bir metodolojinin bir parçası olabilir; belki yaratıcı fikir ve bakış açıları geliştiremez ama en azından birlikte bir yaratım sürecine girerek, görüş ve düşüncelerini daha açık ve yargılanmadığı bir ortamda eğlenerek söyleyebilir.

Değer Yaratan Süreçler

Design Thinking’in süreçlerini başlıklar halinde tanımlamam gerekirse; konuyu kendi ele alış ve öğretim biçimime göre

1) Müşteri ile Sorunu/İhtiyacı Keşfetme 2) Fırsat Alanlarını Tanımlama 3) Fikir üretme 4) İnovatif Tasarlama 5) Değerlendirme ve Gruplama 6) Prototip ve Test 7) Müşteriye Götürme ve 8) Tekrarlamak ve Büyütmek 9) Başa Dönmek

olarak aşamalandırabiliriz. Her bir aşamanın alt başlıklarında, katılımcıların en verimli şekilde çalışabilmeleri için ayrı ayrı çalışma metotları bulunmaktadır. Bunları firmanın ve katılımcıların yapısına göre farklılıklar gösterebilmektedir.

Uygulamalardan Örnekler

Nortwestern, Harvard, MIT gibi üniversiteler design thinking öğreten programlara başlamışlardır. Accenture firması ise Dublin, İrlanda; Paris, Fransa ve Singapur’da kurduğu inovasyon merkezlerinde hizmet ettiği tüm sektörlere design thinking metodolojisi ile hizmet vermektedir. Önceleri 5 gün olan bu süreç şimdiler 2 güne indirilmiştir. Türkiye’den de bir çok firma Aygaz, Akbank, Mercedes vb. design thinkingi erken keşfetmiş ve workshop’lar ile kurumlarında deneyimlemiş kurumlardandır.

İdeal bir design thinking çalışma grubu farklı iş birimlerinden gelen kişilerden seçilmiş 5-8 / 10-12 ve 16-24 kişiden oluşturulmalıdır. İhtiyaca yönelik olarak süreç 5 güne yayılabileceği gibi 2 günlük temel çalışmalar bu metodoloji ile ilk kez tanışan firmalar için motive edici bir başlangıç olmaktadır.

Kritik Eleştiri

Design thinking’e inanan ve bunun eğitimini almış biri olarak, kurumların bir an önce gelecekte fark yaratacak ve onları rakiplerinden ayırt edecek işleri keşfetmelerini sağlayacak bu sisteme bir eleştiri de getirmek istiyorum.
Gerçekten en başarılı fikirler böyle bir aşamaya ihtiyaç duyuyorlar mı? Yaratıcılık ve girişimciliğin adım adım izleyebileceğimiz basamakları var mı? Burada gözden kaçırılmaması gereken konu aslında, gerçekten inovasyona ve yaratıcılığa yatırım yapmış kişilerin kurumlarda bu alanların başında olmalarına izin vermektir. Bu olmadığında, inovasyon beklentisi bir grafikerin çizdiği güzel inovasyona davet mesajlarına, üretilen fikirler ya sinerji odaklı ya da iyileştirme odaklı kalmaktadır.

Son yıllarda giderek kullanımı artmış olan farklı trendler de vardır: sanatçıların eserlerini oluştururken izledikleri yolları gözlemleyen ve buradan bir yöntem öneren Artful thinking, proje yönetiminde çevik ve hızlı olmaya odaklanmış olan agile ve yine agile bazlı scrum, kanban ve lean gibi farklı tamamlayıcı yöntemler…

Bu yazının sonunda sizi şu soruyla baş başa bırakmak isterim:

“Önemli olan metot mudur, yoksa yıllar içerisinde geliştirilebilen zenginleştirilmiş farklı bakış açılarına sahip kişiler mi?“

Please, feel free to comment or share your thoughts.