(iş dünyasında) Batman ve Süpermen Kültürü / Bölüm I

Vizyona girmesini sabırsızlıkla beklediğim “batman v superman” filmi bende, liderlik kültürüne yönelik farklı çağrışımlar yaptı. Çizgi filmlerin tarihine de biraz girerek, konuyu yönetim ve liderlik teorileri ile karşılaştırmalı ve fakat neşeli bir şekilde el almayı tercih ediyorum.

Tarih ve Karikatür

Tarihçiler, çizgi filmlerin tarihini, 1861-1877 yılları arasında Washington yönetiminden memnun olmayan ve bağımsızlık ilân etmek isteyen 11 güney eyaletinin yönetim ile giriştiği savaş dönemine dayandırmaktadır. (Merak edenler için savaşın sonunda her ne kadar güneyde kölelik kalmış, siyahilere oy hakkı dahi verilmiş olsa da kısa sürede bu hakları geri alınmıştır.)

Lincoln

O dönemin karikatüristleri, 1860 yılında Abraham Lincoln’ün başkan seçilmesi ve bir diğer adıyla “eyaletler arası savaşı”nın başlaması ile birlikte, çizimlerinin merkezine Lincoln’ü almışlar ve savaşa keskin zekâları ile taraf olmuşlardır. Karikatürlerin bugünkü çizgi film haline gelmesi ise; 1900’lerin başında, aslında gazetede karikatürleri çizen J. Stuart Blackton ve Winsor McCay’in animasyonlu kısa filmlerini oluşturmaları ile başlamıştır.

1928-1934: Keşif ve Öğrenim Kültürü

1928 yılında neşesi bol Mickey Mouse, 1934 yılında ise meraklı ve maceracı Donald Duck ile tanıştırıldık. Birçoğumuzun uzun yıllar izlediği bu kahramanlar, bugün bile bizleri gülümsetmiyorlar mı?

mickey+donald

Yönetim ve liderlik yaklaşımları da tıpkı çizgi filmler gibi belirli aşamalar geçirmişler, bireyin ve toplumun, bugün ve gelecekteki ihtiyaçlarına göre evrilmişlerdir.

Mickey Mouse ve Donald Duck ile tanıştığımız bu dönemde, Taylorism (1929) hayatımıza girmiştir. Kişiye, kuruma özel çözümlerin de olabileceğinin anlatıldığı; bir yanıyla maceracı, diğer yanıyla yönetim ve liderliğe yepyeni neşeli bir bakış açısı katmıştır.

1940: (İş dünyasının) Pinokyo Kültürü

Pinokyo hayatımıza girdiğinde, yalanın varlığını da bir şekilde kabul etmiş olduk. Yalan söylediğimizde burnumuz uzuyordu ama yüzümüze sevimli bir gülümseme yerleştirip, ellerimizi de yana açtığımızda, neredeyse yalanın bizimle hiç ilgisi olmadığına inanasımız geliyordu. Buna öyle çok inanıyorduk ki, ceza aldığımızda bunu neden aldığımızı anlayamıyorduk bile. (Bugün bireyin ve toplumların yalan ile imtihanı aralıksız olarak devam etmekte, sonuçları ise her zaman Pinokyo’nun aldığı cezalar kadar hafif olmamaktadır.)

pinokyo

1932 yılında Elton Mayo, The Hawthorne Studies’de motivasyon ve verimlilik konusunda, fiziksel ortamdan çok, insan faktörünün daha önemli olduğu önermesi ile karşımıza çıkmıştır. İnsanı anlamak ve doğru bir motivasyonla daha iyi verim alabilmek mümkündür, denmiştir.

 

Çizgi filmlere dönecek olursak 1950’li yıllarda; artık bireyin tanımlaması yapılmış, bireyin maceralarını ve özelliklerini anlatan çizgi filmler yerini, birden fazla kahramanın yer aldığı çalışmalara bırakmıştır. Geçmişte ayrı ayrı maceralarını izlediğimiz kahramanlar, artık aynı çizgi filmlerde uyum içinde buluşmakta, bunlara yeni yeni karakterler katılmaktadır. 1950’lerde Scooby-Doo, 1960’larda Flintstones, 1989’larda Simpsons, 1990’larda South Park, 2000’lerde ise Toy Story ve Transformers bu değişim ve dönüşümü en iyi ifade eden çizgi karakterleri barındırmaktadır. Her biri farklı özelliklere sahip olan karakterler, ortak bir noktada birleşemezler dediğimiz anda, birden bire farklılıklarından, kendilerinden daha büyük bir zenginlik yaratmıştır.

Cartoons together

 

 

 

1946’da Kurt Lewin, MIT’de Research Center for Group Dynamics’i kurmuş, grup ve organizsayon üzerine yaptığı araştırmalarla organizasyonel gelişimin babası olarak anılmayı hak etmiştir. 1949 yılında Sociotechnical Systems Theory çalışmaları ile Eric Trist, çevre gibi dış ve organizasyonel dizayn gibi iç etmenleri bir arada ele alarak teorilere yepyeni bir bakış açısı katmışlardır.

1954 yılında Maslow, Hierarchy of Needs ile bireyin kişisel ihtiyaçlarını karşılamadan sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayamayacağını anlatmış, 1960’ların sonunda aksiyonel öğrenme, 1990’larda ise Peter Senge ile öğrenen organizasayonlar konusu bakış açılarımızı bir genişletmiş, bir daralmış ve en sonunda 360 derecelik bir bakış açısı geliştirebilmemize imkân vermiştir.

**

Çizgi dünyasındaki karakterlerin durum böyleyken, çocuklara verilen mesajlar da değişiyordu hiç kuşkusuz. Geleceğin işletmecisi, mimarı, mühendisi ve/veya girişimcisi olacak çocuklar ekran karşısında öğreniyor, gelişiyor, dünyayı tanıyor, ailelerinin koruma kalkanlarının dışındaki dünya hakkında az çok fikir sahibi oluyordu.

Büyüklerimiz ise hızlı bir değişim ve dönüşümün içinde kendilerini buluyor ve hızla yeniliklere adapte olmaya çalışıyorlardı. Ekonomiler gelişiyordu zira, geride kalmak istemeyen ya koltuğuna ve işine daha sıkı yapışacak ve direnecek, ya da o koltuktan kalkıp hareket etmeyi öğrenecekti.

**

NOT: Bir ülkenin kültürünü tanımak istiyorsanız, yapabileceğiniz en iyi şeylerden bir tanesi de çizgi filmlerine, karikatürlerine ve oyuncaklarına bakmaktır. Türkiye’de yaşıyorsanız ve/veya İstanbul’a yolunuz düşüyorsa, mutlaka 2005 yılında Sunay Akın tarafından kurulan “İstanbul Oyuncak Müzesi”ni ziyaret ediniz. Link

Sizi karşılayacak olan farklı ülkelerden derlenmiş oyuncakların sadece çocuklarla değil, büyüklerle de konuştuğundan emin olabilirsiniz.

 

(iş dünyasında) Batman ve Süpermen Kültürü / Bölüm II

coming soon…

Please, feel free to comment or share your thoughts.