Kurumsal Yapılarda İnovasyon Yapılandırılması

Gerek kobi gerekse orta ve büyük ölçekli, üretimden tedariğe, satıştan dağıtıma kadar bir çok farklı alanda faaliyet gösteren firma sahipleri ile yapmış olduğumuz sohbetlerde görüyoruz ki, herkes bir inovasyon peşinde! Kimisi inovasyonu kullanarak daha fazla kâr etmek istiyor, kimisi üretim maliyetlerini düşürmek, kimisi de daha yaratıcı satış teknikleri geliştirmek peşinde.

İnovasyon iştahlarında haksız sayılmazlar zira, son yıllarda sadece Apple, Microsoft gibi teknoloji alanında müşterilerine doğrudan hizmet veren firmalar değil, aynı zamanda otomotiv, enerji ve hatta finans alanlarında faaliyette bulunan bir çok firma da inovasyonu en temel misyonları arasında gösterir ve kullanır olmaya başladı.

Bununla birlikte Toyota ve Lenova gibi bazı şirketler inovasyonu, kurumsal ve bireysel müşterileri ile iletişim kurmak için webte ana sayfaya koydukları birer araç ve rakiplerinden onları ayıran temel farklılaştırıcı bir etmen olarak konumlandırır oldular.

Kavram popüler diye bunu yapmadılar. Aksine, firmalarını ve çalışanlarını geleceğe taşıyacak olan en önemli kılavuzu sistematik şekilde öğrenmeye ve gündelik hayatlarında kullanmak için gerekli olan modellerini kurguladılar ve sonuçlarını hızlı ve somut şekilde her yıl kârlılık artışı, verimlilik artışı, opearsyonel kârarın artması vb. olarak gördüler.

İnovasyonu kim sahip çıkacak?

İnovasyon ile ilk kez tanışan firma ve çalışanların çoğu, sorumluluk almakta çekinebiliyor ve yıllardır en iyi çözümü sağladığına inandıkları çalışma şekillerinden ve işe bakış açılarından vazgeçmiyorlar. Bu tepkilerin olması çok normal. Burada eğitmenlere ve uygulayıcılara büyük iş düşüyor. Firmalara, inovasyonun ne olduğu adım adım anlatılmalı ve uygulamaların yeni ağır sorumluluklar ve zaman kayıpları getirmeyeceği iyi sunulmalı. Öteki türlüsü, “bu rüzgar geçse de işimizi yapsak” olacaktır.

Günümüzde Türkiye’sinde inovasyon farkındalığı artmış olsa da bugün istenen düzeyde olmaktan çok uzak. 2013 yılı Global İnovasyon Endeksi raporuna göre Türkiye, 142 ülke arasında 68. sırada. Buna karşın gerek devletin gerekse özel sektörün inovayon için artan çabaları devam etmekte.

Türkiye Cumhuriyeti Ekonomi Bakanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin organize ettiği Türkiye İnovasyon Haftası etkinliği, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ve çeşitli bakanlıklar ile inovasyon konusunda imzaladığı protokoller, girişim sermayesi yatırım ortaklıklarına (GSYO) sağlanan – kurumlar vergisinden istisna olmaları, stopaj oranının %5 olması gibi- avantajlar devlet merkezli inovasyon çabalarına güzel bir örnek niteliğinde.

Özel sermaye şirketlerine baktığımızda, Galata Business Angels, Goldenhorn Ventures gibi melek yatırımcı ağı kurup, yatırım yapacak proje arayan firmalar yatırımcı olmak isteyen ya da yatırımcılara uygun platform sağlamak isteyen şirketlerin inovasyon ve girişimcilik konusunu ne kadar ciddiye aldıklarını görebiliyoruz.

Bu örneklerin yanında Özyeğin Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi gibi önde gelen üniversitelerimizin, öğrencilerinden gelecek fikirleri desteklemek ve onlara uygun çalışma alanları yaratmak için kurdukları kuluçka merkezleri, üniversitelerimizin konuyu ne kadar önemsediğini gösteriyor. , AveaLabs, IBM ve Microsoft’un kurdukları inovasyon destekleme merkezleri ile de fikir sahipleri ile teknik altyapı bir araya gelebiliyor.

Şirket bazında baktığımızda ise; inovasyona sahip çıkanın genellikle İnsan Kaynakları Departmanları ya da İş Geliştirme Departmanları olduğunu görüyoruz. Bazen bir fonksiyon olarak, inovasyon ile ilgili çalışmalar yapmak üzere ekiplerinden ilgili ve donanımlı kişileri seçtiklerini, bazen de inovasyonun, uzun vadeli stratejileri arasına alınıp departmanlaşma yoluna gidildiğini gözlemliyoruz.

İnovasyon ne kazandırıyor?

Anadolu Grubu, Eczacıbaşı Holding ve 3M, inovasyona önem veren gruplar arasında ön sıralarda yer almaktadır. Örneğin Eczacıbaşı Holding, çalışanlarından gelen fikirleri toplamak için İnocino adında bir portal yaratmışken, Anadolu Grubu İno-Port adı ile tüm grup çalışanlarının entegre olabileceği online bir fikir havuzu platform yaratmştır.

Peki ama gerçekten bu çalışmalardan bir sonuç alınmakta mıdır? Aşağıdaki iki örnek size bu konuda fikir verecektir:

1999 yılından bugüne kadar, Eczacıbaşı’nın İnovasyon Yarışması’na grup içinden katılan 250 projenin topluluğa sağladığı katkının 164 milyon USD’den fazla olduğu belirtilmektedir. Öte yandan Anadolu Grubu da sistemini açalı henüz bir yılı doldurmasına karşın Adel ve Anadolu Şirketlerimizden ADEL’in çalışanları geliştirdikleri projeyle, ham kalem üretiminde kullanılan ağaç parçasının her iki yüzeyinin işlenmesini sağladılar ve parçanın hat üzerindeki hareketini kolaylaştırdılar. Bu sayede ham kalem üretim kapasitemiz %20 oranında artarken, fire oranı da %40 oranında azalmıştır.

Fikir ve Proje Nereden Gelecek?

Fikir ve projelerin bir araya getirileceği, analiz edileceği ve değerlendirileceği platformlar; şirket içinde ele alınarak, sadece şirket çalışanlarına yönelik olarak organize edilebileceği gibi, şirket dışından gelecek olan fikir ve projelere açık olarak, ortak bir sinerji yaratılması hedeflenerek de kurgulanabilmektedir.

Dışa kapalı yapılarda inovatif, yaratıcı ve girişimci fikirler; sadece firma ya da grup bünyesindeki grup çalışanlarından toplanarak ele alınmaktadırlar. Bu tip yapılarda firmanın amacı, ihtiyacı olan alanlarda fikir ve proje toplamak, kendi ihtiyaçları için gerekli olan yaratıcı çözümleri, yine kendi çalışanlarından tedarik etmeye çalışmaktır.

Çalışanlara gerekli eğitimler verilmiyor, inovasyonun gerekliliği yeterince anlatılmıyor, ödüllendirme mekanizmaları doğru kurgulanmadan uygulanıyorsa, kısa sürede çalışanlar konuya ilgilerini kaybedecekler ve hatta inovasyona karşı bir direnç oluşturacakladır.

Dışa açık modellerde ise şirketler; yenilikçi ve fark yaratıcı fikirlerin kaynağı olarak sadece çalışanlarını görmemekte, aynı zamanda üniversiteler, girişim sermayedarları, melek yatırımcı grupları gibi bir çok farklı yapı ile bir araya gelerek, sadece kendi şirketleri için değil, aynı zamanda sektörleri için de başarılı inovasyon çalışmaları yapabilecek organizasyonları kurabilmektedirler.

Paydaşlar ile doğru iletişim kurulamıyor, hissedarlıklar adil şekilde belirlenmiyor ve taraflar üzerlerine düşenleri yapmadığında herhangi bir yaptırımla karşılaşmıyorlarsa, inovasyona için ayrılan bütçe ne olursa olsun başarı şansı düşecektir.

Her iki model için de ciddiyetle yaklaşıp, konunun uzmanlarından destek almak ve ihtiyaç duyulan en iyi modeli birlikte kurgulamak, ileride yaratılabilecek büyük gelir ve değerlerin daha yaratılmadan, kurum klişeleri arasında ezilip gitmesine izin vermeyecektir.

 

Peki ama ideal inovasyon modeli nasıl olmalıdır?

Bu sorunun yanıtını bir sonraki yazımızda bulabilirsiniz.

Please, feel free to comment or share your thoughts.